• ISSN: 1308-9412
  • 0(256) 214 48 21

Sayı 21

Sayı 21

  • Yayın Dönemi: 2018 - Temmuz - Aralık 2018
  • Cilt: 10

Makaleler

  Dr.Öğr.Üyesi Ramazan Kemal HAYKIRAN / Dr.Öğr.Üyesi Ali BİLGENOĞLU

 

Editörden

İnsanlık tarihinin pek çok bakımdan en büyük önem taşıyan siyasal coğrafyalarından bir tanesi hiç şüphe yok ki Kudüs’tür.Tek tanrılı üç semavi dinin doğuş yeri olmasının meydana getirdiği sosyal,antropolojik ve kültürel öneminin yanı sıra, dünya tarihin modern öncesi dönemde dâhil olmak üzere en önemli siyasal çatışma alanlarından birisi olması sebebiyle Kudüs her daim üzerinde çokça fikir serdedilen, hakkında çok yazılıp, çizilen,tartışılan bir mekân olagelmiştir. Uluslararası toplumun ve insanlığın kolektif hafızasının hassasiyetle yaklaştığı bir mesele olan Kudüs, evrensel akademyanın siyaset biliminden tarihe, ilahiyattan antropolojiye,uluslararası ilişkilerden iktisata uzanan çok geniş bir skalada ele aldığı konulardan bir tanesidir.


Hem kutsal bir mekân hem de politik bir alan olarak Kudüs günümüzde de aktüel anlamda önemini korumakta; modern zamanların Ortadoğu coğrafyasına kazandırdığı Arap-İsrail çatışması gibi temel siyasal ve askeri çatışmaların merkezinde bulunması sebebiyle küresel anlamda hem akademik hem de güncel politik tartışmaların öznelerinden bir tanesi olmaya devam etmektedir. Bilhassa Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump tarafından alınan İsrail’deki Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması kararını müteakip gerek Müslüman toplumlardan söz konusu karara yükselen tepkiler, gerekse Washington’un mezkûr inisiyatifini reel politik icabı kabul ederek, elçiliklerini Kudüs’e taşıma kararı almaya başlayan devletlerin varlığı da hesaba katıldığındaKudüs’ün güncel ehemmiyeti bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.


Yeni Fikir Stratejik Araştırmalar Merkezi (Yeni Fikir SAM) tarafından desklenen Yeni Fikir Dergisi olarak hazırladığımız bu özel sayıda sosyal bilimler disiplinleri çerçevesinde, tarih ve uluslararası ilişkiler bağlamında Kudüs meselesini akademik bağlamda son veriler ışığında bir kez daha değerlendirmeyi amaçladık.Bu kapsamda modernite öncesi dönemden başlayarak, 20.yy sonunda dek Ortadoğu siyaseti, kültürü ve tarihi içerisinde Kudüs’ü yeniden tartışmaya açmış bulunuyoruz. Bu özel sayıda yer alan birbirinden değerli akademik çalışmaların Ortadoğu siyaseti ve tarihi çalışmalarına katkıda bulunması, Türk akademyasına ufuk açıcı olması en büyük dileğimizdir.


Dr.Öğr.Üyesi Ramazan Kemal HAYKIRAN

Dr.Öğr.Üyesi Ali BİLGENOĞLU

 

  İndir

  Mesut MEZKİT

 

Mescid-İ Aksa'yı Bekleyen Son Osmanlı Askeri Öldüğünde Kudüs'ü Zaten Kaybetmiştik

Öz

Dört asır idaremiz altında bulunan Kudüs’ü 9 Kasım 1917’de İngilizler’e terketmek zorunda kalmıştık ama aslında biz, Mescid-i Aksa'yı bekleyen son Osmanlı askeri Dâr-ı Bekaya göçtüğünde Kudüs’ü zaten kaybetmiştik. Kudüs, yani Mescid'ül Aksa, Müslümanların namusudur. Bu namusu korumak ve kollamak Müslüman Türk Milletinin en son neferine nasip oldu. Ve bu vazifeyi üstlenecek bir babayiğit daha gelmedi. İslam âleminin namusunu kurtaran son Türk askerinin hatırasını, merhum gazeteci İlhan Bardakçı hadiseyi bize naklediyor. Aslında geleceğe aktarıyor. Acı ama bir o kadar da ibretlik bu hatırayı yeni nesle belletmek ve ders çıkartmak boynumuzun borcudur. Iğdırlı Onbaşı Hasan, Türk geçliğine tekrar tekrar anlatılmalıdır. Hatta Mescid-i Aksa’ya gidilerek olayın meydana geldiği mahalde tarih dersi yapılmalı ki bir milletin namusunu, şerefini, haysiyetini muhafaza nasıl olurun şuurunu gençlerimizin zihnine kazımalıyız. Şuurlanma, ancak böyle olur.

  8 - 15

 

  İndir

  Fatih ORTA

 

Hz. Ömer Zamanında Müslümanların Kudüs’ü Fethi

Öz

Geçmişi tarih öncesi dönemlere kadar uzanan Filistin bölgesi ve Kudüs, Yahudilik,

Hristiyanlık ve İslamiyet için çok önemli bir yerleşim yeridir. Bundan dolayı bu şehrin

hakimiyeti için pek çok mücadele yaşanmıştır. Bu mücadelelerden birisi de Halife Hz.

Ömer (ra) zamanında Müslümanların burayı ele geçirmesidir. Fetihler ve kurumsallaşma

çabaları ile dikkat çeken Hz. Ömer’in zamanında, 638 yılında, diplomatik yollarla Müslümanlar

bu şehrin hakimi olmuşlardır.

  16 - 22

  Kudüs, Hz. Ömer, Diplomasi, İslamiyet, 638.

 

  İndir

  Buğra SARI

 

Filistin Direnişinde Aşil Tendonu: Hamas-Fetih Çatışması

Öz

İsrail devleti’nin on yıllardan beridir süren politikası neticesinde Filistinlilerin elinde

sadece Gazze Şeridi ve Batı Şeria bölgeleri kalmıştır. Bu durum Filistin’i coğrafi olarak

ikiye bölmektedir. Filistin aynı zamanda coğrafi bölünmüşlüğünün yanı sıra siyasi olarak

da iki parçaya bölünmüş vaziyettedir. Gazze Şeridi’nde Hamas kontrolü varken, Batı Şeria

Fetih denetimi altındadır. Filistin direnişine yön veren bu iki örgüt uzun yıllardan beridir

anlaşmazlık içinde ve hatta birbirleriyle çatışma halindedir. Böylece Filistin direnişi zayıflarken,

İsrail’in pozisyonu kuvvetlenmektedir. Sonuç olarak, Filistin direnişi coğrafi ve

siyasi bölünmüşlük nedeniyle gerek siyasi gerekse de askeri bakımdan sürekli zemin kaybetmektedir.

Filistin direnişi zayıfladıkça da İsrail ve müttefikleri daha rahat hareket edebilmektedir.

Nitekim ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması gibi hadiseler bunun göstergesidir.

Buradan hareketle, eldeki çalışma Hamas ve Fetih arasındaki çatışmayı şekillendiren

faktörleri irdelemektedir. Hamas ve Fetih arasındaki anlaşmazlığın temelinde iki örgütün

sahip olduğu farklı ideolojik duruşlar ve Filistin’in geleceğine dair sahip oldukları farklı

vizyonlar yatmaktadır. Bununla birlikte, geçmişten günümüze İsrail ve ABD’nin Hamas

ve Fetih yakınlaşmasını engellemeye yönelik politikaları da iki örgüt arasındaki anlaşmazlık

ve mücadeleyi derinleştirmektedir. Bu argüman minvalinde yola çıkarak, eldeki çalışma

Filistin’deki coğrafi ve siyasi bölünmüşlüğün altında yatan siyasi ve ideolojik nedenleri

ve bununla birlikte bölünmüşlüğü derinleştiren İsrail ve ABD politikalarını irdeleyecektir.

  23 - 39

  Hamas, Fetih, Filistin Direnişi, İhvan, İsrail

 

  İndir

  Hüseyin Sefa DÜNDAR

 

Kudüs Mutasarrıflarından Kamil Paşa

Öz

Bulunduğu jeopolitik konumu nedeniyle birçok mücadelenin kaynağı olan, üç

semavi dinin kutsal mekânı olarak bu uğurda hâkimiyet mücadelesine sahne olan

Kudüs, antikçağdan itibaren mücadelelerin odak noktası olmuştur. İslamiyet’in doğuşuyla

beraber Müslümanlar için artan kutsiyeti ile her zaman ayrı bir özen gösterilmiştir.

Osmanlı Devleti zamanında çeşitli eyaletlere bağlı olarak varlığını sürdüren

Kudüs, idari yönetimlerin değişmeye başlamasıyla “mutasarrıflık” düzeyinde yaklaşık

yarım asır yönetildi. Bu çalışmada, Kudüs’ün neresi olduğu hakkında bilgi verilerek,

Kudüs Mutasarrıflığı ve Kudüs’e mutasarrıf olarak atanmış Kamil

Paşa’nın hayatı işlenmiştir.

  40 - 48

  Kudüs, Mutasarrıf, Kamil Paşa, Meşrutiyet

 

  İndir

  Kenan Ziya TAŞ

 

Kudüs-Selahaddin Eyyubi ve Cemal Paşa

Öz

Tarih sahnesinde ve günümüzde dahi oldukça önemli bir yere sahip olan Kudüs,

Haçlı Seferleriyle beraber İslam dünyasının elinden çıkmıştır. Selahaddin Eyyubi’nin

gayreti sayesinde tekrar İslam coğrafyasındaki yerini alan Kudüs, Osmanlı

Devleti’nin son zamanlarına kadar sakin bir coğrafya olarak göze çarpar. Bu çalışmada

19. yüzyıl ile beraber Filistin coğrafyasına yapılan Yahudi göçleri, Almanların

ve Rusların Ortadoğu nüfuz mücadeleleri ve İngilizlerin ticari kaygılarından dolayı

yaşanan hâkimiyet mücadelesine karşılık İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önemli

isimlerinden Cemal Paşa’nın Kudüs’te yaptığı çalışmalar ve Selahattin Eyyubi Külliye-

i İslamiyesi’nin yapılış süreci anlatılmıştır.

  49 - 53

  Kudüs, Selahaddin Eyyubi, Cemal Paşa, Selahaddin Eyyubi Külliye-i İslamiyesi

 

  İndir

  Muhittin ÇEKEN

 

VII.Yüzyılda Bizans-Sasani Hâkimiyet Mücadelesi Arasında Kalan Mukaddes Bir Şehir: KUDÜS

Öz

Kadim bir geçmişe sahip olan Kudüs, bulunduğu jeopolitik konum ve sahip olduğu

verimli topraklar nedeniyle, tarih boyunca birçok devletin ilgisini çekmiş ve uğruna büyük

mücadelelerin verildiği bir şehir olmuştur. İsrail oğullarının şehre yerleşmeleriyle birlikte

dinî kimliğiyle ön plana çıkmaya başlayan Kudüs, IV. yüzyıldan itibaren Hristiyanlık, VII.

yüzyıldan itibaren ise İslamiyet nazarında kutsal kabul edilerek dünyada üç semavi din tarafından

mukaddes kabul edilen tek şehir haline gelmiştir. Sahip olduğu dinî ve jeopolitik faktörler

nedeniyle, tarihte belki de uğruna en fazla mücadele edilen şehir vasfına sahip olan

Kudüs, Eski çağlardan günümüze kadar uzanan mücadeleler silsilesine sahne olmuştur. VII.

yüzyıla gelindiğinde ise, Doğu’da birbirine rakip olarak ortaya çıkan Bizans ve Sasani gibi

dönemin en güçlü iki imparatorluğunun çekişme alanlarından biri haline gelmiştir. Yaklaşık

çeyrek asır içerisinde bu iki imparatorluk arasında iki kez el değiştiren Kudüs, bu iki imparatorluğun

üstünlük mücadelesinin temel unsuru haline gelmiştir. Çalışmamızda, VII. yüzyılınen

karakteristik hâkimiyet mücadelelerinden biri olan Bizans-Sasani savaşlarının Kudüs’e

ve Kudüs’ün bu dönemdeki nüfusunu oluşturan Yahudi ve Hristiyanlara etkisini değerlendireceğiz.

  54 - 71

  Kudüs, Yahudilik, Hristiyanlık, Roma-Bizans, Sasaniler, Heraklius,

 

  İndir

  Cemal ÜSTÜN

 

Selahaddin Eyyûbî ve Kudüs’ün Fethi

Öz

Malazgirt Savaşı’ndan sonra savunması çöken Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans),

Anadolu topraklarını 1071 öncesi Türk akınlarına kıyasla, bölgeyi tamamen

Büyük Selçuklu Devleti ve Türkmenlere bırakmak zorunda kaldı. Böylelikle Diyar-ı

Rum olarak adlandırılan Anadolu’da başta Türkiye Selçuklu Devleti olmak üzere,

pek çok beylik kurularak adeta Bizans, nefes alamaz hale getirildi. Tüm bunlardan

dolayı varlık sorunu yaşayan İmparatorluk, Papa’dan askerî yardım talebinde bulundu.

Yardım talebini değerlendiren Papa, bunu kendisi ve temsil ettiği Katolik

dünya açısından oluşan ekonomik, siyasî, sosyal ve dinî emelleri gerçekleştirmek için

bir fırsat olarak gördü ve değerlendirdi. Askerî, siyasî ve açıdan asıl hedef Kudüs

olarak lanse edilip, dinî bir motif ile süslense de, gerçekte amaç, Türkleri Anadolu’dan

ve Suriye-Filistin bölgesi topraklarından atmaktır. Nihayetinde 1096 yılında

başlayan I. Haçlı Seferi, ordularının Urfa, Antakya ve Kudüs’ü ele geçirerek kısmî bir

başarı elde etmiştir.

Büyük Selçuklu emîrlerinin, Türkiye Selçuklu Sultanlarının, Anadolu Türk

Beyliklerinin direnişleri neticesinde 1101 Haçlı dalgası, II. Haçlı Seferi bertaraf edilmiş,

bölgedeki haçlı kontluklarına yapılan seferlerle bu devletçikler köşeye sıkıştırılmış,

fakat bölgeden atılmaları ve Kudüs’ün fethi sağlanamamıştır. Nureddin

Mahmud Zengi’nin ölümünden sonra Musul Atabeyliği içindeki iktidarı ele geçiren

Selahaddin Eyyûbî, devletini kurduktan sonra bu amaca yönelik hayatını adamıştır.

Kudüs’ü fethetmek için öncesinde İslam dünyasında ve bölgesinde siyasî birlikteliği

sağlayan Selahaddin, Kudüs’ü çevreleyecek biçimde fetihlerde bulunmuş ve nihayetinde

1187 senesinde, Hıttîn Savaşı’nda haçlı ordusunu yenmiş; kısa sayılabilecek bir

süre şehri kuşattıktan sonra fethi gerçekleştirmiştir.

  72 - 85

  Selahaddin Eyyûbî, Haçlılar, Kudüs, Hıttîn Savaşı, Türkler, Bizans

 

  İndir

  Emre KURT

 

Türkiye’nin Arap Devletleri Politikasında İsrail Faktörü

Öz

Bu çalışmanın konusunu Türkiye’nin Arap devletleriyle olan ilişkilerinde İsrail’in

oynadığı rol oluşturmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin Arap devletleriyle

ilişkilerinin yakınlaşmasında İsrail’e karşı izlenen politikaların önemli rol oynadığı

tezi savunulacaktır. Belirlenen konu bağlamında 1923’ten günümüze Türkiye’nin

Arap devletlerine karşı izlediği politika ve izlenen politikanın şekillenmesinde İsrail

faktörü ele alınmıştır. Yapılan tarihsel incelemeden çıkan sonuçlar doğrultusunda

Türkiye’nin ulusal çıkarları ve güvenliği için Ortadoğu’da gerek Arap devletleriyle,

gerekse İsrail’le olan ilişkilerinde tekrar denge unsurunu sağlaması gerektiği vurgulanmıştır.

  86 - 101

  Türk Dış Politikası, Ortadoğu, Arap Devletleri, İsrail, Denge

 

  İndir

  Hikmet MENGÜASLAN

 

Yom Kippur’dan İkinci Lübnan Savaşı’na: İsrail’de Devlet -Toplum İlişkisi ve Savaş’a Bakış

Öz

Bu çalışmanın konusunu 1973 Yom Kippur (6 Ekim) Savaşı sonrası İsrail toplumunda

oluşan psikolojik mağlubiyet hissi çerçevesinde devlet toplum ilişkisinin

değerlendirilmesi ve kamuoyunun savaşa bakış açısı oluşturmaktadır. 1973 savaşını

izleyen süreçte yaşanan toplumsal dönüşümün 2006 İkinci Lübnan Savaşı çerçevesinde

yeniden değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Kamuoyu görüşünün karar alma

süreci üzerindeki etkisi incelenecek ve 2006 savaşında İsrail tarafının hedeflenen

amaçlar açısından başarılı olunamamasına rağmen kesin bir galibiyet elde ettiği yönündeki

anlatısı analiz edilecektir. Ayrıca her iki savaşın bölgesel ve küresel seviyedeki

dinamiklerden etkilenen şartları değerlendirmeye dâhil edilecektir.

  102 - 114

  İsrail, Hizbullah, Yom Kippur Savaşı, İkinci Lübnan Savaşı

 

  İndir

  Musa GÜMÜŞ

 

Kudüs-i Şerif'ten Şam-ı Şerif'e Kolera ile Mücadele 1902-1903: Bir Raporun Anlattıkları

Öz

Kolera gibi bulaşıcı ve salgın hastalıklar insanlık tecrübesinde önemli birer tarihi

vaka olarak görülür. 19. Asra gelindiğinde salgınların, ulaşım olanaklarının artmasına

bağlı olacak ciddi bir şekilde artış göstermesi, bu tür hastalıklarla karşı uluslararası

mücadeleyi zorunlu hale getirmiştir. 1851 yılında Paris Sağlık Konferansı bu konuda

atılmış ilk uluslararası adım olmuştur. Bundan sonra bu tür hastalıklarla mücadele

daha sistemli bir hal almıştır. Bulaşıcı salgın hastalıklardan Osmanlı Devleti

de önemli sıkıntılar çekmişti. Özellikle hac mevsiminde, hac güzergâhında bulunan

coğrafyalarda sık sık yaşanan salgın ciddi insan kaybına ve birçok aksaklığa sebep

olmuştur. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti de salgın hastalıklarla daha sistemli

bir mücadele yöntemi benimsemiş ve kayıpları en aza indirilmiştir. Osmanlı Devleti’nde

Kolera ile mücadele denildiğinde akla ilk gelenlerden biri Bonkowski Paşa’dır.

19. Asrın son çeyreğinde sayısal olarak artan kolera vakalarına karşı mücadelede yeni

ve şümullü bir mücadelenin planlanmasını gerekli kıldı. Böyle bir mücadeleye

örnek oluşturan vaka ise Kudüs’ten Şam’a kadar bir bölgeyi etkileyen 1902-1903 kolera

salgınıdır. Bu salgının ortadan kaldırılması için Bonkowski Paşa tarafından yapılan

uygulamalar ve bunu yansıttığı 10 Aralık 1903 tarihli rapor, kolera ile mücadelede

önemlidir. Biz de, bu raporu özelinde Osmanlı Devleti’nde kolera ile mücadelede

kullanılan yöntemleri, mücadelenin zorlukları, halk sağlığının tehlikeye düşmesinde

cehaletin rolünü ele almaya çalıştık.

  115 - 132

  Kolera ile mücadele, Bonkowski Paşa, Kudüs-i Şerif, Şam-ı Şerif, Osmanlı Devleti, 1902-1903.

 

  İndir

  Filiz ÇOLAK

 

I. TBMM'de Menteşe(Muğla) Mebusları ve Meclisteki Faaliyetleri (1920-1923)

Öz

Milli Mücadeleyi başarıyla gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran I.

Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de işgal güçleri tarafından

işgalinin sonucu olarak Osmanlı Meclisi Mebusanı’nın 11 Nisan 1920’de kapatılmasının

ardından 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılmıştır. Olağanüstü şartlar altında

açılan bu Meclis 1920–1923 arasında çalışmalarını sürdürmüştür.

Nüfus oranlarının dikkate alınmayarak her sancaktan 5 mebusun seçilmesi

esasına göre belirlenen I.TBMM’de Muğla şehrini temsil eden mebuslar şunlardır:

Emin Kamil Efendi, Ethem Fehmi Bey(Arslanlı), Hacı Ahmet Efendi, Hamza Hayati

Bey (Öztürk), Kasım Nuri Bey, Mahmut Bey(Hendek), Mesut Efendi, Rıfat

Efendi(Börekçi), A.Sadettin Bey(Özsan), Ziya Bey ve T.Rüşdü Bey(Aras). Bu mebuslardan

Emin Kamil Efendi 5 Haziran 1920'de istifa ederek ayrılmış, Mahmut Bey

Meclis açılmadan 2 gün önce, 21 Nisan'da şehit olmuş, Hacı Ahmet Efendi, Kasım

Nuri Efendi ve Ziya Beyler de Meclis'e katılmadan istifa etmişlerdir. Rıfat Efendi ise

Ankara Müftülüğü'ne atanması sebebiyle 27 Ekim 1920'de mebusluktan istifa etmiştir.

Bu çalışmada, I.Dönem TBMM’de görev yapan Menteşe vekillerinin Meclisteki

faaliyetleri, komisyon üyelikleri, Meclis içindeki gruplaşmada nerede yer aldıkları

incelenecektir. Çalışmamız Menteşe vekillerinin sadece Meclisin I. Dönemindeki(

1920-1923) faaliyetlerini kapsamakta olup, milli mücadeledeki diğer faaliyetleri ve

ikinci ve daha sonraki yasama dönemlerindeki faaliyetlerini kapsamamaktadır. Çalışmanın

temel kaynağını TBMM Zabıt Cerideleri ve Gizli Celse Görüşmeleri oluşturmaktadır.

  133 - 156

  Bodrum, Mebus, TBMM, Milli Mücadele

 

  İndir

  Kemal Ramazan HAYKIRAN

 

Sempozyum Değerlendirmesi I. Uluslararası Türk-İslam Mezar Taşları Sempozyumu, 19-21 Ekim 2018 Kuşadası

Kuşadası’nda 19-21 Ekim 2018 tarihinde Adnan Menderes Üniversitesi ve Kuşadası Kültürel ve Tarihi Mirası Koruma Derneği işbirliğiyle gerçekleştirilen “I. Uluslararası Türk-İslam Mezar Taşları Kongresi” Kuşadası Güvercinada Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilmiştir.

  157 - 160

 

  İndir

  Orhan KAÇAR

 

Gölge

… Ben on yedi yaşında gençliğimin baharında olan Rubar adında bir çocuktum. Halep’te küçük bir köyde yaşıyordum. Her sabah horozların sesi ile uyanır, Öğlen kuşların sesi ile kendime gelir, Akşam zifiri karanlık çökünce dağdan esen soğuk ve sert rüzgârın sesinden eve koşardım…

  162 - 185

 

  İndir

  İpek YÜKSEL

 

Saklambaç

Birden bir ses duyuldu. Yer sallandı, gök inledi patlamanın şiddetinden. Küçük kız ağlamaya başladı. Korkmuştu, titriyordu ağlarken. Koştu babasına sarıldı. Çünkü babası onu korurdu. Çok güçlüydü o. Her şeyi bilir, her şeyi görür, herkesi korurdu. Ama bir tek saklambaç oynamayı bilmezdi babası. Hep yenilirdi. Zehra saklanır ve babası hiç onu bulamazdı. Nasıl oluyordu bu iş? Nasıl bu kadar iyi saklanıyordu Zehra?

  186 - 210

 

  İndir

  Mehmet Akif DAMAR

 

Biz Miydik?

Bir yaşamın acı ve mücadele döneminde dünyaya gelmiş birinin hikâyesidir benim hikâyem. Doğduğum zaman ne ülkemi tanıyordum ne de toprağının kokusunu biliyordum. Ailem zalimlerin zulmünden kurtulmak için ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardı. Ben toprağın, havanın, yağmurun ve çığlıkların çocuğu olarak doğdum. Gözümü ilk açtığımda ölümü görmüştüm diğer bebeklere nazaran...

  211 - 234

 

  İndir