• ISSN: 1308-9412
  • 0(256) 214 48 21

Sayı 22

Sayı 22

  • Yayın Dönemi: 2019 - Aralık 2018 - Temmuz
  • Cilt: 1

Makaleler

  Mehmet M. TURAN

 

Editörden

Sosyal Bilimler sahasında hareketli konuların da ihtiva edilmesini arzuladığımız dergimizin tarihe not düşme çabasının üzerinden tam 10 yıl geçmiş. Dile kolay… 26 Nisan 2009 yılında mütevazı ilk sayımızla tefekkür dünyasına açtığımız fikrî yelkenlere verimli rüzgârları alarak 22. sayımıza ulaşmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Akademik camiada kalıcı olmanın ne kadar zor olduğunu, hele hele kalıcı yürüyüşünüzü ilmek ilmek düşünce âleminde yerinizi almanızdaki güçlükler anlaşıldığında bu 10 yılın kıymet ve ehemmiyeti bir kez daha ortaya çıkacaktır.

Akademik ve fikrî bir araştırmayı birlikte yürütmenin zorluğu ortadadır. Soğuk ve donuk dergicilik anlayışından daima uzak durmaya gayret ettik. Bu manada, hakemli yazıların sürece bağlı olması ve akademik kurallara uymayan makalelerin reddi, zaman zaman sıkıntılara sebep olmaktadır. Belli bir emekle kaleme alınan makalelerin reddi yazarını memnuniyetsizliğe sevk etmektedir. Ama bu durum, hakemli dergilerin olmazsa olmazlarındandır.

Yeni Fikir dergimizin üslup ve şekli yayını hususunda diğer hakemli dergilerde olduğu gibi, alışagelmiş düzen ve içerik halinde görmek isteyen bazı okurlarımız mevcut. Bu yöndeki değerlendirmelerini aldığımızda seviniyoruz. Uzmanlık alanında bile yeterli bilgi birikimine, araştırmaya ve yeniliğe sahip olmayan akademisyenlerin bulunduğu ülkemizde, dergimizin okunduğunu, incelendiğini görmek bütün yorgunluğumuzu aldığı gibi bizlere güç de vermektedir.

Dergimizi yayın hayatına geçirme amacımız; adından da anlaşılacağı üzere sadece akademik yazıları değil, akademisyen olmayan kişilerin araştırma ve fikir yazılarını da uluslararası kişi ve kurumlara tanıtarak alışılmışın dışında, yayın hayatında farklı bir çığır açmaktır. Bu gaye ile taviz vermeden yayın hayatını hem basılı hem de elektronik ortamda sürdürmeye çalışıyoruz. Basılı yayının çok çetin ve ekonomik şartların zorluğu göz önüne alındığında bu çabanın takdire şayanlığı izahtan varestedir.

Bu sayımızda da çok değerle akademisyenlerimizin makaleleriyle sizleri baş başa bırakıyoruz. Akademik ve fikir camiasına faydalı olması temennisiyle…

Daha nice 10 yıllarda ve 23. sayımızda tekrar buluşmak dileğiyle…


Mehmet M. TURAN

22. Sayı Editörü


 

  Aysun SARIBEY HAYKIRAN

 

1831 Tarihli Nüfus Sayımında Aydın Güzelhisar Kazası Cami-i Atik Mahallesi

Bir yerdeki nüfusun belli zaman diliminde sayılma işi anlamına gelen nüfus sayımları

devletlerin sahip oldukları nüfus potansiyellerinin tespitinde önemli bir veri kaynağıdır.

Devletlerin denetimleri altındaki nüfusu daha iyi tanıyarak daha etkin bir yönetim mekanizmasını

oluşturabilmesi ancak yapılan nüfus sayımları sayesinde mümkün olabilmiştir.

Her devlette olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da sosyo-ekonomik açıdan toplumların

kalkınmasında önemli rolü olan nüfusun sayımı, XIX. yüzyıl başlarında İmparatorluğu’nun

dağılma ve çöküş döneminde devleti kurtarma çabalarının bir sonucu olarak arazi ve

mal mülk sayımı ile birlikte önem kazanmıştır. Başlangıçta askerlik ve vergi tespiti amacıyla

yalnızca erkeklerin sayıldığı modern anlamdaki ilk nüfus sayımı II. Mahmud döneminde

1831 tarihinde gerçekleşmiş ve bu sayımlar İmparatorluğun çöküşüne kadar belirli periyotlarla

devam etmiştir.

Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Nüfus

Defterleri Kataloğu’nda yer alan NFS.d.03008 Numaralı, H. 1246/M.1831 tarihli Güzelhisar

Kazası’na bağlı mahalle ve köylerin nüfusunu içeren defterdeki verilerden kazaya bağlı

mütesellim dairesinin de yer aldığı ve bu nedenle de Güzelhisar Kazası’nın aynı zamanda

idari merkezi konumundaki PaşaMahallesi olarak bilinen diğer adıyla Cami- Atik Mahallesi’ne

ilişkin kayıtlar değerlendirilecektir. Ayrıca çalışma, ikinci el kaynaklarla da desteklenerek

Cami- Atik Mahallesi’nin nüfusunun nitelik ve nicelikleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.

  1831 Nüfus Sayımı, Nüfus Defteri, Güzelhisar Kazası, Paşa Mahallesi, Cami- i Atik Mahallesi. Ulu Cami.

 

  Mehmet BAŞARAN

 

2290 NUMARALI TEMETTUAT DEFTERİNE GÖRE HASANLI=UZUN HASANLAR KARYESİ

Tanzimat Fermanı ile Osmanlı Devleti yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bu amaçla

mali alanda halktan vergi mükellefi olanların sahip oldukları mal ve mülklerin yıllık gelirleri

üzerinden temettü vergisi alınması esası benimsenmiştir. Bu vergi kayıtları temettuat

defterleri adı verilen defterlere yazılmıştır. Bu defterlerde vergi mükellefi hane sayıları, arazi

miktarları, yetiştirilen ürünler, ödenen vergiler ve hayvan sayıları ile ilgili detaylı bilgiler

bulunmaktadır.

Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda

bulunan Temettuat Defterlerinden Uzun Hasanlar’a ait BOA, ML.VRD.TMT.d kod ve 02290

numaralı defter incelenerek değerlendirilmesi yapılmıştır.

  Uzun Hasanlar, Menemen, temettuat defterleri, temettu vergisi

 

  Kemal Ramazan Haykıran

 

Aydın’da Bir Ahîlik Merkezi Olarak Eski Çine ve Ahmed Gazi Külliyesi

Ortaçağ Anadolu’sunun toplumsal ve kültürel dokusuna yön vermiş kurumların başında

gelen Ahîliğin XIV. yüzyıl başlarında kati bir biçimde Türk hakimiyetine giren Aydın

ve çevresinde de faal bir biçimde varlık gösterdiği ve bu özelliğini Osmanlı hakimiyetine

geçtiği XV. yüzyıldan sonrasında da geliştirerek devam ettirdiği görülmektedir.

Bu çalışma’da Bugün Aydın’ın Çine ilçesine bağlı bir mahalle olan XIV. yüzyılda ise

Menteşeoğulları’nın önemli bir kültür merkezi konumundaki Eski Çine’de bulunan Ahmed

Gazi külliyesinin bir Ahî merkezi oluşu özelliğini ve buradan hareketle de XIV. ve XV. yüzyıllarda

bölgedeki ahi varlığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

  Ahilik, Eski Çine, Ahmed Gazi, Ahi İbrahim, Ahi Bayram

 

  Özlem TOKER GÖKÇE

 

Arap Milliyetçiliğinin Ortaya Çıkışı ve İlk Dönemleri

Arap milliyetçiliğinin ilk olarak ortaya çıkışı 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Arap

milliyetçiliğini ortaya çıkaran nedenler arasında; Amerikan ve Fransız Protestan misyonerlerinin

bölgedeki faaliyetlerinin yanında İslami modernleşmeyi savunan Müslüman entelektüellerin

faaliyetleri ve Jön Türklerin Türk milliyetçiliği politikaları sayılabilmektedir.Bu dönemde

Arap milliyetçiliği hareketi ilk olarak batı ile etkileşim içinde olan Hıristiyan Araplar

arasında yaygınlaşmaya başlamış, Müslüman Araplar arasında Milliyetçilik düşüncesinin

yaygınlaşması ise Osmanlı Devleti ile İslam aracılığıyla kurulan dini bağ nedeni ile daha

uzun sürmüştür.

1908’de İkinci Meşrutiyetin İlanı’ndan sonra İslam Birliğine önem vermeye başlayan II.

Abdülhamit rejimine son verilmesinin ardından İttihak ve Terakki Partisi’nin laik ve milliyetçi

bir ideoloji benimsemesiyle Arap milliyetçiliği Müslüman Araplar arasında güç kazanarak

siyasallaşmaya başlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Araplara verilen bağımsız bir Arap devleti kurulması

sözünün (Şerif Hüseyin-McMahon yazışmaları) tutulmaması ve bölgede kurulan İngiliz ve

Fransız manda rejimlerinin Araplar arasında yarattığı hayal kırıklığı Arap milliyetçiliği hareketinin

yeni arayışlar içine girerek radikalleşmesine ve şekil değiştirerek batılı güçlere karşı

bağımsızlık mücadelesine dönüşmesine neden olmuştur.

Bu çalışmada Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkışından İkinci Dünya Savaşı’na kadar

olan süreçte, o dönemde yaşanan olayların da etkisiyle Arap milliyetçiliğinin geçirdiği değişim

ve gelişmeler incelenmektedir

  Arap Milliyetçiliği, Osmanlı İmparatorluğu, Milliyetçilik, Suriye

 

  Mesut MEZKİT

 

YABANCILARA YAPILAN GAYRİMENKUL ALIM VE SATIŞ İŞLEMLERİNİN CARİ AÇIK ÜZERİNE OLUMLU YA DA OLUMSUZ ETKİLERİ

Ülkemizin iktisadi yapısında son yıllarda en çok tartışılan ekonomik meselelerinden

birisi de cari açıktır.Cari açık probleminin önemi Türkiye için finansal serbestleşme yılları

olan 1990’lardan sonra daha da netleşmiştir. Cari açık, başta ekonomik büyüme ve istikrar

olmak üzere ülkemizin makro ekonomik göstergeleri açısından daha fazla önem arz etmeye

başlamıştır. Genel ekonomik politikalarının nihai amacı bir ülke ekonomisinde “iç denge” ile

“dış denge”nin sağlanmasıdır. Kabul edilemez ve sürdürülemez nitelikte cari açıkların dış

dengeden gittikçe daha fazla uzaklaşma anlamına gelmektedir. Ekonomi politikasını yönetenler

zaman zaman cari açığın azaltılmasına yönelik tedbirler almaya çalışmaktadır. Alınan

önlemler arasında ithalatın azaltılmasına ilişkin kısa vadeli olanlar daha çok dikkat çekmektedir.

Oysa Türkiye’de ithalat aynı zamanda ihracatın ve ekonomik büyümenin belirleyicisi

olduğundan, ithalatın azalması hem ihracatı hem de büyüme rakamlarını geriletmektedir.

Cari açığa yol açan birçok unsur olmakla birlikte, özellikle 2000’li yıllardan itibaren Türkiye

ekonomisinde, ara ve sermaye mallarında ve enerjide dışa bağımlılık, ihracatın düşüklüğü

ve yapısı, tasarruf açığı, borçlanma imkanları, döviz kuru politikaları, kısa vadeli sermaye

akımları, ekonomik istikrarsızlık gibi birçok yapısal faktör Türkiye’nin cari açık sorununda

rol oynamaktadır.

Bu çalışmada yabancılara yapılan gayrimenkul alım ve satış işlemlerinin cari açık üzerine

olumlu ya da olumsuz etkileri analiz etmek için Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

Yabancı Dairesi Başkanlığı’ndan alınan 2010-2018 yılları arası yabancı satışlarının cari açığı

olumlu ya da olumsuz etkilerini analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın amacı Türkiye’de

cari açığın sürdürülebilir olup olmadığı, özellikle 2012 yılından itibaren kaldırılan tekabüliyet

kanunu ile iç denge-dış denge temininde ne kadar etkili olduğunu tespit etmek,

sürdürülebilir bir cari açığının mümkün olup olmadığına katkı sağlamaktır.

Söz konusu analiz için 2010-2018 dönemleri incelenmiş olup, seriler arasında bütün

dönemlerde eş-bütünleşme ilişkisinin olduğu ve her ne kadar kısadönemde sapmalar olsa da

uzun dönemde söz konusu sapmaların ortadan kalktığısonucuna ulaşılmıştır. Ekonometrik

modelimize göre Türkiye’nin cari açık problemizayıf bir şekilde sürdürülebilmektedir.

  Cari Açık, Finansman Kalitesi, Sürdürülebilirlik, Yabancılara taşınmaz satışı,Tapu kanunu, Mülkiyet.

 

  Mehti ÇİFTÇİ

 

HAÇLI SEFERLERİNİN DÜZENLENMSİNDE KUDÜS’ÜN ÖNEMİ

Kudüs üç ilahi din içinde önemli bir şehir konumundadır. Bu nedenle Kudüs şehri ilk

çağlardan itibaren savaşların merkezinde yer almıştır. Şehir hangi dini grubun eline geçmişse

büyük bir saygınlık nedeni olmuştur. Bu nedene bağlı olarak bölgeye gelen hacılar Kudüs’ün

ticaretini geliştirmiştir. Ticaret dolayısıyla kültürler tanışırken, nefretler artmıştır.

Haçlı Seferleri hem ticari hem kültürel ilişkilerin etkileşimin nasıl olduğunu kavramamız için

bize fikir vermektedir. Kudüs şehrinin Haçlılar yönetimde bölgede ne yapmak istediğini

anlamamız gerekmektedir. İtalyan Filolarının gerçekleştirdiği deniz seferlerinin öneminin

bilinmesi gerekmektedir. Zira İtalyan şehir devletleri Haçlı Seferi sırasında elde ettiği ticaret

imtiyazlarını, Müslüman Türk devletlerinde devam ettirmişlerdir. Bu makalenin ana amacı

Kudüs Şehrinin, Haçlılar tarafından işgali ve Kudüs Haçlı Krallığının yıkılışına kadar gerçekleştirdiği

faaliyetleri anlatılmıştır. Kudüs Şehri Haçlılar tarafından işgal edilinceye kadar

Anadolu Selçuklu Devleti ile gerçekleştirdiği mücadelede makalenin konuları arasındadır.

Ayrıca Haçlı Seferleri öncesi Yakın Doğu ve Avrupa’da anlatılmıştır. Eyyubi Devletinin kuruluşu

ve Haçlılara karşı izlediği politika ya da yer verilmiştir.

  Kudüs Şehri, Haçlı Seferleri, İtalyan Filosu, Kudüs Haçlı Krallığı, Yakın Doğu, Avrupa, Eyyubi Devleti

 

  Muhittin ÇEKEN

 

VII. Yüzyılda Bizans-Sasani Hâkimiyet Mücadelesi Arasında Kalan Mukaddes Bir Şehir: KUDÜS

Kadim bir geçmişe sahip olan Kudüs, bulunduğu jeopolitik konum ve sahip olduğu

verimli topraklar nedeniyle, tarih boyunca birçok devletin ilgisini çekmiş ve uğruna büyük

mücadelelerin verildiği bir şehir olmuştur. İsrailoğullarının şehre yerleşmeleriyle birlikte

dinî kimliğiyle ön plana çıkmaya başlayan Kudüs, IV. yüzyıldan itibaren Hristiyanlık, VII.

yüzyıldan itibaren ise İslamiyet nazarında kutsal kabul edilerek dünyada üç semavi din tarafından

mukaddes kabul edilen tek şehir haline gelmiştir. Sahip olduğu dinî ve jeopolitik faktörler

nedeniyle, tarihte belki de uğruna en fazla mücadele edilen şehir vasfına sahip olan

Kudüs, Eski çağlardan günümüze kadar uzanan mücadeleler silsilesine sahne olmuştur. VII.

yüzyıla gelindiğinde ise, Doğu’da birbirine rakip olarak ortaya çıkan Bizans ve Sasani gibi

dönemin en güçlü iki imparatorluğunun çekişme alanlarından biri haline gelmiştir. Yaklaşık

çeyrek asır içerisinde bu iki imparatorluk arasında iki kez el değiştiren Kudüs, bu iki imparatorluğun

üstünlük mücadelesinin temel unsuru haline gelmiştir. Çalışmamızda, VII. yüzyılın

en karakteristik hakimiyet mücadelelerinden biri olan Bizans-Sasani savaşlarının Kudüs’e ve

Kudüs’ün bu dönemdeki nüfusunu oluşturan Yahudi ve Hristiyanlara etkisini değerlendireceğiz.

  Kudüs, Yahudilik, Hristiyanlık, Roma-Bizans, Sasaniler, Heraklius

 

  Halil ACAR

 

UMUDA YOLCULUK

Ali Pakistan’da mühendisti. Bir oğlu bir de kızı vardı. Eşi Zeynep de ilkokul öğretmeniydi. Rejimin ilk zamanlarında Ali işine Zeynep de öğretmenliğe devam ediyordu. Taliban gün geçtikçe kadınların kıyafetlerine, okullar da görülen derslere karışmaya başladı. Bu zor zamanlar iki ay böyle devam etti. Bir kaç gün rahat etseler de Taliban zaman geçtikçe kuralları sıkılaştırdı. Zeynep öğretmen dayanamayıp görevinden rejimin üçüncü yılı ayrıldı...