• ISSN: 1308-9412 * e-ISSN: 2757-7120
  • 0(256) 214 48 21

Son Sayı

Sayı 6

  • Yayın Dönemi: 2010 - Aralık
  • Cilt: 2

Makaleler

  Mükerrem KÜRÜM

 

Editörden

Sayın Mesut Mezkit, sosyal bilimler alanında birçok konuyu içerecek, okuyucuların bilgi iklimini hareketlendirecek, gelecek nesillere de hitap edebilecek bir dergi yayınlamak istediğini, benim de kendileri için bu dergiye katkı sağlayıp sağlamayacağını sorduğunda epeyce heyecanlanmıştım. Genellikle prestij dergiler, hakemli-hakemsiz bilimsel yazılarla donatılmış yayınlar bildiklerimizden olmasına karşın böyle bir çalışma benim için bir ilki teşkil ediyordu ve memnuniyetim had safhada idi. Derginin formu, içeriği ve diğer konularına yönelik beyin fırtınasına başladıktan sonra bir de adı hakkında karar verilmesine sıra geldiğinde çok sayıda isim belirtilmesine karşın Yeni Fikir’de karar kılındı. Bunun sebebi sosyal bilimler alanında her türlü fikrin ciddi şekilde ele alınarak dergiye sunulması ve insanları bilgi açısından donatması idi.

Dergi, şimdi 6. Sayı ile karşınızda. Başlangıçta birçok kişinin ülkenin ekonomik sıkıntı yaşadığı zamanda çıkartılan bu derginin ne kadar sürdürüleceği sorusu ile karşılaşmışken altıncı sayıya gelinmesi de amacın ciddiyetini ortaya koymaktadır. Her sayıda ilginç yazılarla karşınıza çıkan bu derginin uzun soluklu olacağına ve topluma gittikçe daha fazla katkıda bulunacağına inanıyorum.

Bu sayımız külliyat olacaktır. Bunu gelenek haline getirerek iki yıllık sayılarımızın makalelerini, özellikle akademik olanlarını toplu halde sunmayı amaçladık. Kalıcı olmanın, özellikle araştırmalara kaynak teşkil edilebilmenin çabasını sunma gayret içindeyiz. Dolayısıyla bütün güçlükleri aşarak yolumuza devam ediyoruz.

Artık, Yeni Fikir Dergisi sitesi hayat geçirilmiş olduğundan www.yenifikirdergisi.com adresinden takip edebilirsiniz. Katkılarınızı bekliyoruz.


 

  İndir

  Duran NEMUTLU, Fatma KARAKAYA

 

Yeni Roman

Öz

“ Yeni Roman” terimi Fransa’da 1950 yılından sonra kullanılmaya başlanmıştır. İngilizler “ Yeni Roman” yerine “Post-Modern Roman” derler. Geleneksel romandan ayrılma Marcel Proust’la, onun 1913’ te yayımladığı Du Côté De Chez Swann ( Swann’ların Semtinden ) romanı ile başlar. 1957’de Michel Butor’un yayımladığı La Modification ( Değişim ) romanı ile zirve yapar. 1916 yılında Romanya asıllı şair ve yazar Tristan Tzara Fransa’da Dadaizm edebiyat ekolünü kurmuştur. Dadaizm kendinden önceki tüm roman türlerini reddeder .. 1924’te André Breton’un Sürrealizm’in manifestosunu yazması ve Louis Aragon’un da imzalaması ile birlikte Dadaizm’e son verilmiş ve Sürrealizm okulu resmen kurulmuştur. 1939 yılında J.P. Sartre Varoluşçuluk ( Existentialisme= Ekzistansiyalizm) edebiyat okulunun teorisini yazmıştır. Böylece Sürrealizm dönemi tamamen kapanmış varoluşçuluk başlamıştır. 1938’de J.P. Sartre’ın yazdığı Bulantı ( La Nausée) ve 1942’de A. Camus’nün yazdığı Yabancı ( L’Étranger ) romanları Ekzistansiyalizm’e ( Varoluşçuluk) en iyi örnek iki romandır. 1953’te A. Robbe-Grillet’nin yazdığı Silgiler ( Les Gommes) ve 1957’de M. Butor’un yazdığı Değişim ( La Modification) romanları Yeni Roman türünün örnek romanlarıdır. Yeni Roman’da konu bütünlüğü ve olay zinciri aranmaz, Yeni Roman parçacıkların romanıdır. Yeni Roman’ın başlaması ile geleneksel roman tamamen terk edilmemiştir. Geleneksel roman türünde yazmaya devam eden yazarlar olmakla beraber, egemenlik Yeni Roman türünde yazanların olmuştur.

  7 - 19

  Yeni roman, Dadaizm, Sürrealizm, Ekzistansiyalizm ( Varoluşçuluk)

 

  İndir

  Yücel Oğurlu

 

Dağıstan Halkları ve Dilleri

Öz

Kafkasya; Endonezya ve Hindistan bölgeleri gibi, dillerin yoğunlaştığı bölgelerden biridir. Bölgede bu kadar çok dilin varlığı konusunda farklı tezler ileri sürülse de, bunların içinden en önemlisi, doğal engellerin farklı dillerin oluşumuna sebep olduğudur. Hiç kuşkusuz, dağlar, derin vadiler, nehirler, bu halkaları zaman içerisinde daha az temasla farklılaştırarak yeni şive, lehçe ve dillerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yüksek Kafkas sıradağları üzerinde, zirvelerden dağın eteklerine kadar, kimine göre 80, kimine göre 40 civarında dil konuşulmaktadır. Kafkasya'da konuşulan onlarca dilin bir kısmı Kafkas, diğer bir kısmı Türkî ve Iranî gruptandır. Bu dillerden, Türkî grup hakkında Türkiye'de bilimsel çalışmalar yapılmış olduğundan Türk dilbilim ve etnoloji literatüründe az da olsa bilinmektedirler. Bunun için çalışmamızda, göreceli olarak daha az bilinen Kafkas dil grubundan olan dillere ve Türkiye'de yeterli çalışmanın yapılmadığını düşündüğümüz bu sahaya biraz daha fazla eğildik. Bölge dillerinin durumu Türk bilim adamlarınca bazen, "girift ve karmaşık" bulunduğundan2 birçok yerli dilbilimci açısından, girilmeye cesaret de edilememektedir. Bu çalışmada da sadece Kuzey Kafkas dillerini incelemeye çalıştık. Bu girişten sonra, Dağıstan bölgesinde konuşulan diller hakkında genel bilgiler vermeyi düşünüyoruz. Bu sayımızdaki yazımıza, sık sorulan konulardan birisi olan Dağıstan'daki dil meselesi ile başlıyoruz.

  20 - 35

 

  İndir

  Reiese Dünyamalıyeva

 

Azerbaycan Hukukunda Miras Hakkının Korunma Usulleri

Öz

Miras hakkı mahiyeti bakımından malvarlığı haklarından biridir. Bu sebeple miras hakkı diğer malvarlığı hakları gibi iki şekilde korunur: Bunlardan birincisi; miras hakkını mahkeme yoluyla koruma, diğeri ise mahkeme dışı yolla korumadır. Makalemizde Azerbaycan hukukunda miras hakkının kaydedilen yollarla korunması incelenmiştir.

  36 - 49

 

  İndir

  Celaleddin SERİNKAN

 

Denizli KOBİ’lerinin Stratejik Yönetim Uygulamaları Üzerine Bazı Değerlendirmeler

Öz

Bu çalışmada KOBİ’ler açısından stratejik yönetimin önemi ve yararları vurgulanmış ve Denizli’de faaliyette bulunan KOBİ’lerin stratejik yönetime bakış açıları ve uygulama düzeyleri araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, stratejik yönetim hakkında bilgi düzeylerinin yeterli olmadığı ve işletme faaliyetlerinde stratejik yönetim uygulamalarına yer vermedikleri görülmüştür.

  50 - 61

  Denizli KOBİ’leri, Stratejik Yönetim, İşletme Faaliyetleri

 

  İndir

  Hilmi DEMİRKAYA, Mustafa SAĞDIÇ

 

Burdur Küçük Sanayi Sitesi Çalışanlarının Mesleklerine ve Eğitimlerine İlişkin Görüşleri

Öz

Çalışmanın amacı, Burdur Küçük Sanayi Sitesi çalışanlarının mesleklerine ve eğitimlerine ilişkin görüşlerini inceleyerek sorunların belirlenmesi ve çözümü için önerilerde bulunulmasıdır. Araştırma tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma Burdur Küçük Sanayi Sitesinde çalışan çırak, kalfa ve ustaları kapsamaktadır. Yapılan ön görüşmede, araştırmaya katılmak isteyen bireylerin sayısı belli olmuş ve çalışan 112 çırak, kalfa ve usta ömeklemi oluşturmuştur. Veriler, araştırmacılar tarafından geliştirilen ve uzman görüşü alınan "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile araştırmacılar tarafından, çalışan çırak, kalfa ve ustalarla yü z yüze görüşerek toplanmıştır. Ayrıca bazı sorular için, katılımcıların ifadelerinin yanı sıra, araştırmacı gözlemlerinden de yararlanılmıştır. Veriler, nitel metin içerik analizi ve SPSS (Statistical Program for Social Science) v. 15,0 paket programı ile frekans tabloları oluşturularak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Burdur Küçük Sanayi Sitesi çalışanlarının meslek ve eğitimleri bakımından pek çok problemle karşı karşıya olduklarını ortaya çıkarmıştır.

  62 - 77

  Küçük sanayi sitesi çalışanları, meslek, eğitim, görüşme, nitel çalışma

 

  İndir

  Bünyemin Gürpınar

 

Kurumsal Yönetim, Vekâlet Sorunu ve Rekabet Açısından TTK Tasarısı Madde 369 Üzerine Bir İnceleme

Öz

Anonim şirketlerde yönetim faaliyeti çoğunlukla profesyonel yöneticiler tarafından yerine getirilir. TTK, anonim şirket yönetim kurulu üyesi olarak görev yapabilmek için pay sahibi olma koşulunu getirmiş olmakla beraber, uygulamada sembolik pay sahipliğinin yeterli olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla yönetim kurulunun kurul olarak ve üyelerin bireysel olarak profesyonel yönetici niteliği, gerek sembolik pay sahipliği gerekse etkili pay sahipliği durumunda devam etmektedir. Anonim şirketlerde yönetim faaliyetleri yerine getirilirken, pay sahipleriyle yöneticiler arasında çeşitli çıkar çatışmalarının meydana gelmesi olasıdır. Bunlara "dikey çıkar çatışmaları" denmektedir. Bu çatışmanın temelinde, temsil ilişkisine dayanan yetki devrinin, çatışan çıkarlar doğrultusunda kötüye kullanılma olasılığı vardır. Buna vekâlet sorunu (agency problem)1 denmektedir.

  78 - 94

 

  İndir

  Mustafa GÜNEŞ

 

Kütahyalı Gaybı Sun’ullah’ın Şiir Dunyası (Keşfu’l-Kıta) ile ilgili Bazı Tespitler

Öz

Kütahya’da daha çok “Hüdâ Rabbim” unvanıyla tanınan Kütahyalı Gaybî Sun’ullah Efendi, XVII. yüzyıl mutasavvıf şâirlerindendir. 1649’da babasının tavsiyesiyle İstanbul’a gitti. Burada hocası İbrahim Efendi’ye intisâb eden Gaybî, İbrahim Efendi’nin dergâhında altı sene kalarak, çile doldurdu, onun halifesi oldu. Samimi ve anlaşılır bir Türkçe ile duygularını ifade ederek iyi bir Yunus takipçisi olduğunu gösterdi. Şiirlerinde, hem hece veznini hem de aruz veznini kullandı. Divanında, 99 beyitlik “Keşfü’l-Gıta” adlı meşhur bir kasîde bulunmaktadır. Gaybî’nin tanınmış şiirlerinden biri olan Keşfü’l-Gıta’da, yaratılışa ait özel konular ele alınmıştır. Bu şiir, bazı müstensihler (el yazısı ile yazarak eseri çoğaltan yazıcılar) tarafından ya Divanın başında ondan bir parça olarak ya da sonunda bir devamı şeklinde nüshalara alınmıştır. Bu şiir, içerik itibarı ile Gaybî Divam’mn özeti olarak kabul edilebilir. Gaybî, kâinattaki bütün varlığı Allah’ın tecellisi yani değişik suretlerdeki görüntüsü veya yansıması olarak kabul eder. Şâir, ünlü kasidesinin ilk beytinde, eşyânın görünen ve görünmeyen yüzünde Hudâ’dan başka bir hakikat bulunmadığı ve her şeyin tek varlıktan ibaret olduğu ifâde edilmektedir. Kasidenin ilk beyti, şâirin bütün fikirlerinin özeti olarak kabul edilir. Biz yazıda, bu şiirin genel muhtevasından ve bazı beyitlerinde ele alınan konular üzerinde durulacaktır.

  95 - 104

  Kütahyalı Gaybî Sun’ullah Efendi, Yunus Emre takipçisi, Keşfü’l-Kıta.

 

  İndir

  Ensar NİŞANCI, İshak TORUN

 

İslami Siyasal Kimliğin Dönüşümünde Öznelerin Rolü ve Demokratikleşme Sorunu

Öz

İslamcılık, günümüz Türkiye’sine ilişkin sürdürülen sosyal ve siyasal içerikli akademik ya da medyatik tüm kamusal tartışmaların en önemli referanslarından biri haline gelmiş bulunuyor. Gerçekten de çağdaş Türkiye’ye ilişkin tartışmaların bu uğrağa değinmeden tutarlı ve yeterince güvenli bir yol izlemeleri pek mümkün görünmüyor. Zira kamusal alandaki İslami görünürlüğünün dramatik artışı ve bu bağlamda Islami / İslamcı hareketlerin çağdaş Türkiye’deki yeri ve değişiminin anlamlandırılması, bugünün toplumsal ve siyasal atmosferinin anlaşılmasında, önemli ve ayrıcalıklı bir yer tutuyor.

  105 - 120

 

  İndir

  Abdülkadir Hakim AKIL, Canan KÜÇÜKALİ

 

Uluslararası Hukuk Bakımından Kendî Kaderini Tayin Etme Hakkı ve Çeçenistan Sorunu

Öz

Halkların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı (The Self Determination of Peoples)” , İlk çağ düşünürlerinden Aristo’nun “Büyük imparatorluklar ile değil, şehir devletleri ile en iyiye ulaşılacağı” düşüncesinden hareketle Yunanistan’da 158 şehir devleti tarifine kadar eskiye uzanmaktadır. Çeşitli milletlerarası sözleşmelere ve antlaşmalara konu olan ve halen gündemdeki yerini kaybetmeyen bu kavram, ülkelerin uluslararası hukukta varlığını kabul ettikleri fakat kendi açılarından zararı olabileceği düşüncesiyle tanımını yapmaktan kaçındıkları ve sınırlarını belirleyemedikleri günümüze değin tartışmalara konu olmuş esnek bir kavramdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, her ne kadar iç içe girmiş olsalar da kendi kaderini tayin etme hakkı ile azınlık hakları farklı kavramlardır. Bu nedenle, bizim burada konuyu sadece kendi kaderini tayin etme kavramı çerçevesinde ele alacağımızı vurgulamak gerektiği kanaatindeyiz.

  121 - 146

  Uluslararası Hukuk, Çeçenistan, Self-Determinasyon, Bağımsızlık, Azınlıklar, Kafkaslar

 

  İndir

  Mustafa Güneş

 

Bizim Yunûs’un Sözü

Öz

Bir düşünceyi eksiksiz anlatan kelime dizisi şeklinde tarif edilen söz, Türk kültür ve edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Hayat, güzel sözle anlam kazanır. Bunun için ilk İslami devir ata yadigârlarımızdan Kutadgu Bilig'de söze geniş yer verilmiştir. Yûnus'un sözü, lafız, anlam ve ahenk açısından mükemmeldir. Onun sözlerini etkili kılan, düzgün söyleyiş ve güzel ifadesinin yanında, Kur'an ahlakını kendisine ilke edinmesidir. Sözün etkili olabilmesi için öncelikle söyleyen tarafından uygulanması gerekir. Bu sebeple Kur'an'da yapmadıklarını söyleyenler, hiç iyi karşılanmamıştır. Sözün etkisini araştırırken özellikle şu dört unsuru dikkate almak gerekir: Bir sözü, kim, kime, niçin ve hangi makamda söylemiştir? Yûnus'un sözlerini, bu açılardan incelediğimiz zaman, bunların “şöyle böyle" sözler olmadığı görülür. Onun, çağları aşan fasih sözlerini (şiirlerini), mana âleminden ilham alarak gönül diliyle ahlaki değerleri takviye etmek amacıyla muhtaç kimseler için söylediği ifade edilebilir. Şiir, söze güzel biçim verme işidir. Gerçek şiirin, zamanın geçmesiyle güzelliği bozulmadığı gibi kıymeti de artar. Bir sözün, zamana karşı direnip güzelliğini devam ettirmesi klasik kelimesiyle ifade edilir. Zamanla değeri daha da yükselen Yûnus'un sözleri, T ürk klasikleri arasında yerini almıştır. Az sözle çok şey anlatmaya müsait bir dil olan Türkçe, Yûnus' un etkili, yalın anlatımına zemin hazırladı ve eşine az rastlanan şiirlerinin oluşumuna katkıda bulundu. Yûnus'un sözlerinin yedi yüzyıl boyunca nesilden nesle büyük bir sadakatle aktarılmasının bir sebebi de Türkçenin sezgisel güç özelliğini şiire yansıtabilmiş olmasıdır. Yazımızda Yûnus'un sözü, divanında geçen beyitler (sözle ilgili) ışığında ele alınacaktır.

  147 - 165

  Söz, Sözün Değeri, Yûnus Emre

 

  İndir

  Ayşin SATAN

 

İlköğretim İkinci Kademede Okuyan Öğrencilerin Cinsiyet ve Okul Türü ile Zorbaca Davranışlar Arasındaki İlişkinin Analizi

Öz

Bu araştırmanın amacı ilköğretim 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin, okul türü ve cinsiyete bağlı olarak maruz kaldıkları zorbalık türleri, zorbaca davranışların okulda ne şekilde ne sıklıkla nerelerde olduğu ve öğretmen, öğrenci ve yöneticilerin zorbaca davranışları nasıl değerlendirdiklerini incelemek ve mevcut durumu ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Akran Zorbalığı Değerlendirme anketi uygulanmıştır. Elde edilen veriler frekans, yüzdelik ve kay-kare testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya 288 kız ve 208 erkek olmak üzere toplam 496 öğrenci katılmıştır. Bu öğrencilerin 321'i resmi ilköğretim okullarına 175'i de özel ilköğretim okullarına devam etmektedir. Yapılan analizlerde öğrencilerin %63.3'ü zorbalığa uğramaktadır. Cinsiyete göre kız öğrencilerin %52.2'si, erkek öğrencilerin % 42.8'si sözel zorbalığa maruz kalmaktadır.

  166 - 189

  Okulda zorbalık, kurban, zorba

 

  İndir

  Mesut MEZKİT

 

Osmanlı; İslam-Türk Medeniyetidir

Öz

Son asır ve günümüz birtakım aydınlar, araştırmacılar, tarihçiler; Osmanlıyı, Türk olarak görmezler. Buradan düz mantıkla Osmanlı'nın temsil ettiği medeniyeti de; Osmanlı-Türk medeniyeti değil; Bizans ve Abbasi karışımı bir medeniyet olarak kabul ederler. Bu ikisinin mirasından sentez oluşturarak bir nevi "ucube" bir millet şeklindeki anlayışı aşılamak isterler. Bu şekilde iddiada bulunanlar; ya Türkçülük gözüyle meseleye bakanlardır veyahut da "belli bir" görüşün sözcülüğünü üstlenmekle kendilerini sorumlu hissedenlerdir. Bu fikirlere göre, Osmanlı, hem Türk ırkını küçük görerek köylere yerleştirmiş, medenileşmesini engellemiş hem de Türk dilinin unutulup yok olmasına sebep olmuştur. Yok olan veya "köylü" dili haline getirilen Türkçenin yerine aristokrat bir dil ve üst seviye; halktan kopuk memur ve şehirli sınıf dili oluşturularak ikilik meydana getirilmiştir.

  190 - 196

 

  İndir

  Fatih GÜLDAL

 

Tarih Ders Kitapları İçerisinde Ötekileştirilen Araplar

Öz

Bu makalede Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerin birinci, ikinci ve üçüncü sınıflarında okutulan tarih ders kitaplarında Arap imajının nasıl oluşturulduğu, Arap halkının tarihine ne kadar yer verildiği ve karşılıklı ilişkilerde nasıl bir dil kullanıldığına dikkat çekilmek istenmiştir. Zaman olarak çok geniş bir dönem taranmış, cumhuriyetin ilanından günümüze kadar okutulan tarih ders kitaplarının neredeyse tamamı incelenmiştir. Bunun yanında ders kitaplarındaki bilgilerin bu iki halkın ilişkilerine olan etkisine de kısaca değinilmiştir.

  197 - 208

  Araplar, Türkler, tarih ders kitapları, ötekileştirme

 

  İndir

  Ömer GEDİK

 

3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Çerçevesinde Görsel ve İşitsel Kitle İletişiminde Tekelleşme Yasağı

Öz

Bir ülkede hukukun üstünlüğünden ve hukuk devleti anlayışının yerleşmesinden söz edebilmek, diğer başka sebeplerle birlikte demokratik bir rejimin varlığını gerekli kılar. Gerçek demokrasinin ise çoğulculuk kavramı üzerine kurulduğu zaman oluşabileceği söylenebilir.

Çoğulcu demokrasi çeşitliliğin ve farklılığın devletin en üst kademesinden tabana doğru yayılması ya da yayılma imkânının hukuk çerçevesinde her an var olması ile mümkündür. Bir sistemin çoğulcu oluşu değişik çıkar ve düşüncelerin bağdaşmasını, dolayısıyla da sosyal ve ekonomik düzeyi farklı grupların seslerini, ortaya çıkarabilmelerini sağlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre de çoğulculuk, iletmeye elverişli bilgi ve fikirlerin serbestçe hazırlanması ve kamu otoriteleri tarafından herhangi bir ön sansüre tabi tutulmaksızın biçimlendirilebilmesidir. "Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesi" de görsel ve işitsel kitle iletişiminde çoğulculuğun sağlanması gereğini ön görmektedir. Oysa "tekelleşme" olgusu, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlali olup, kitle iletişim özgürlüğünü tehdit eden ve kitle iletişim araçlarında çoğulculuğu engelleyen ve dolayısıyla kanaatlerin yansız oluşumu imkânını, ortadan kaldıran bir durumu ifade eder. Hâlbuki teknik gelişmelerle birlikte etkinlikleri gün geçtikçe artan kitle iletişim araçları kamuoyunun oluşumunda oldukça önemli bir etkiye sahiptirler. Ayrıca kitle iletişimi faaliyetinin bir kamu hizmeti olduğu göz önünde bulundurulursa, tekelleşen medya bireysel çıkarlara hizmet edecek ve bu sorumluluğundan uzaklaşacaktır.

Oysa günümüzde medya patronlarının sektör dışı alanlardaki ticari ilişkilerini arttırmaları, gazete ve televizyonlarını siyasi iktidarla olan ilişkilerinde caydırıcı bir güç olarak kullanma çabaları, tekelleşme konusunda yapılacak çalışmaların önemini bir kat daha arttırmakta ve bu konuya özgülenmiş çalışmaların gereğini ortaya koymaktadır.

Bu gerekçelerden hareketle çalışmada görsel ve işitsel kitle iletişim araçlarında tekelleşme olgusunun mevzuata nasıl yansıdığı değerlendirilecektir.


  209 - 222

 

  İndir

  Süleyman Faruk GÖNCÜOĞLU

 

Seyahatnamelerde İstanbul

Öz

İstanbul üzerine gerçekleştirilen seyahat ve seyahatnamelerden bahsedildiğinde ilk akla gelen Batılı Seyyahlar ve onların gözlemlerini içeren eserleridir. Aslında bu yanlış izlenim, bir şekilde zihinlerimize yer etmiştir. Son dönem İstanbul meraklıları olarak nedense İstanbul'u ve geçmişindeki renklerini görebilmek için sadece Batılı seyyahların seyahatnamelerini temel almaya odaklanmış bulunmaktayız. İstanbul hakkında ilk bilgi veren seyahatnamelere baktığımızda; bu örneklerden ilki, 14. yüzyılda (miladi 1332-1334) kaleme alınmış olan, İbni Batuta'nın Seyahatnamesi'dir. Roma döneminde İstanbul'a elçi veya gözlemci olarak gönderilmiş, Arap gezginlerin notları da bir seyahatname niteliğinde olup, zengin bilgiler içermektedir. 9. yüzyıl sonu, 10. yüzyıl başlarında yaşamış olan ve dönemin İstanbul'unu gören Harun İbni Yahya, büyük sarayın korumasını yapan Hazarlardan bahsederken imparatorun Ayasofya'yı ziyaret töreninde; tören alaylarında ellerinde mızrak ve altın yaldızlı kalkanlar olan, dilimli zırhlarla giyimli çok sayıda Türk ve Hazar gencinin bulunduğunu da belirtir.

  223 - 235

 

  İndir

  Mustafa BIYIKLI

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün Uluslararası "Barış Yolu" Projesi

Öz

Mustafa Kemal Paşa, uluslararası barışa önem veren ve önceliği barış olan bir liderdi. Ona göre, barışın bozulmaması ve anlaşmazlıkların ortadan kalkması için bütün dünya ülkeleri gayret etmeliydi. Bu yüzden onun "Yurtta barış, dünyada barış" sözü barışın simgesi haline geldi ve Mustafa Kemal Paşa liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikası barışçıl esaslara dayandırıldı. Türkiye Cumhuriyeti, 1923-1938 yılları arası Mustafa Kemal Atatürk'ün "barış yolu" projesiyle, bölgesinde ortak barış ve ortak güvenlik için elinden geleni yaptı.

  236 - 242

  Mustafa Kemal Atatürk, Tevfik Rüştü Aras, dış politika, barış politikası, barış yolu projesi, ortak barış, ortak güvenlik

 

  İndir